Virüs Nedir? Virüs Çeşitleri ve Hakkında Bilgi

Virüslerin Hikayesi:

virus-nedir

virus-nedir

Virüslerin hikayesi 1886’da tütün mozaik hastalığının etkeni araştırmak olan Adolf Mayer ile başlar. Mayer, tütün bitkisinin büyümesine engel olan ve yaprakların benekli hale gelmesini sağlayan bu hastalığın bulaşıcı olduğunun farkına vardı. Hasta yapraklardan aldığı bitkinin öz suyunu inceledi ancak karşısına düşündüğü gibi bir mikrop çıkmadı. Mayer’e göre bunun nedeni, hastalığa neden olan mikrobun mikroskopta görülemeyecek kadar küçük olmasıydı.

Yaklaşık 10 yıl sonra, Dimitri Ivanowsky, bu hastalığın sırrını çözmek için bakteriler geçirmeyecek kadar küçük bir filtre üretti. Hasta yapraklardan aldığı öz suyu bu filtreden geçiren Ivanowsky, bakterilerin filtrede kaldığını ve filtreden geçen öz suyun artık hastalık yapmayacağını umuyordu. Ancak sonuç çok farklıydı. Filtreden geçen bitki öz suyu hala sağlıklı bir bitkide hastalığa neden olabiliyordu. Ivanowsky’e göre hastalığa neden olan şey ya çok küçük bir bakteri yada filtreden geçebilen zararlı bir maddeydi.

1897’de Martinus Beijerinck, bitkilerde hastalık yapan bu etkenin çoğaldığını ortaya koyunca hastalığa neden olan şeyin zararlı bir madde olma ihtimali ortadan kalktı. Yalnızca bitkilerle temas ettiğinde çoğalabilen bu etken deney tülerinde ya da yapay besin ortamlarında çoğalamıyordu. Bakterilerin tersinei yapay ortamlarda üretilemeyen virüsler aynı zamanda bakterileri öldüren yoğun alkol çözeltisi ile de öldürülemiyordu. Beijerinck, hastalık etkeninin bakteriden daha küçük basit bir partikül olduğu sonucuna vardı. 1935’de Wendell Stanley bugün bildiğimiz tütün mozaik virüsünü kristalize ettiğinde Beijerinck’in düşüncesi’de doğrulanmış oldu.

Virüs Nedir?

Virüsler çağı 20nm’yi bulan en küçük biyolojik varlıklardan biridir. Bazen biyolojik organizmalar olarak adlandırılsalar’da hiçbir canlı alemi altında sınıflandırılmayan ayrı bir gruptur. Herhangi bir organelleri ve metabolik aktiviteleri olmamasına rağmen protein kılıfı içinde DNA’ya da RNA’ya sahip bu varlıkların canlı olup olmadıkları önemli tartışma konularından biridir. Virüsler, ancak canlı bir hücrenin içinde canlılık özelliği gösterip bu hücreden ayrıldığı zaman pasif duruma geçen varlıklardır.

Mantarlar aleminde bulunan canlıların ayrıştırıcı olanları madde döngülerinde yer alarak atıkların parçalanmasını sağlar. Doğada bulunan maddelerin devamlılığının sağlanması açısından ayrıştırıcı canlılar oldukça önemlidir. Ayrıca maya mantarlarını hamurun mayalanmasında, küf mantarlarını penisilin üretiminde kullandığımız gibi şapkalı mantarları’da besin kaynağı olarak tüketiriz.

Bitkiler ve hayvanlar aleminde yer alan canlılar günlük hayatımızda besin olarak en çok tükettiğimiz canlı türleridir. Ancak, bitki ve hayvanlar yalnızca besin olarak tüketilmez. Bitkiler Fotosentez ile oksijen üretir. Bu sebeple oksijenli solunum yapan canlılar için oksijen kaynağıdırlar. Bunun dışında mobilya, kozmetik ve ilaç yapımında’da bitkilerden yararlanırız. Örneğin aspirin söğüt ağacında elde edilen ağrı keseci bir ilaçtır. Ada çayı genellikle gargaraların ve kekik antiseptik ilaçların yapımında kullanılır. Hayvanlar et, süt, yumurta ve yağ gibi temel besin ihtiyaçlarımızı karşılamaları için kullanmamız dışında dışkılarını gübre yapımında yünlerini ve derilerini giyim sektöründe, binek hayvanlarını ise taşımacılıkta kullanırız. Sağlık sektöründe aşı ve serum yapımında, tarım zararları ile biyolojik mücadelede yine hayvanlardan yararlanırız.

Virüsler Nasıl Çoğalır:

Virüsler zorunlu hüre içi parazitidir. Yani metabolik aktivitelerini gerçekleştirmek için canlı hücrelere ihtiyaç duyar. Bu ihtiyacın en önemli nedeni üremedir. Virüs konakçı hücreye girdikten sonra DNA’sını eşlemek için konakçının nükleotit ve enzimlerini, protein kılıfı oluşturmak içinde hücrenin diğer kaynaklarını kullanır. Yeni virüsler konakçıyı terk etmeye hazırdır. DNA ve protein kılıf bir araya geldiğinde yeni virüsler oluşur ve hücreyi terk ederler.

Virüsler ve Sağlığımız:

Uçuk (Herpes):

Uçuk, uçuk virüsünün neden olduğu genellikle dudak, ağız ve burun çevresinde görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Uçuk virüsü ile insan genellikle ilk defa küçükken (0-4 yaş) tanışır. Uçuğu olan aile bireylerinden birinin öpmesi yada temas etmesi sonucunda uçuk virüsü vücuda girer. Sinir hücrelerine yerleşen bu virüs bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlarda etkin hale geçer. Uçuğun ilerlemesini durdurmak için ilaç tedavisi ile mümkündür.

Kuduz:

Virüslerin yol açtığı, sıklıkla hayvanlardan insana bulaşan, beyni ve omuriliği etkilediği için ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır. Kuduza neden olan virüs, memelilerin ve kuşların (Sıcak Kanlı Hayvanlar) hücrelerinde yaşayabilir. Kuduz bir hayvanın insanı ısırmasıyla bulaşır. Kurt, Tilki, Yarasa, Tavşan gibi hayvanlarda kuduz virüsü oldukça yaygındır. Bu yabani hayvanlarda yaygın bir şekilde bulunmasına rağmen, virüsün insanalara bulaşmasına neden olan hayvanlar kedi ve köpek gibi evcil hayvanlardır. Bu hayvanların salyasında bulunan kuduz virüsü, hayvanın ısırmış olduğu yerdeki yaradan içeriye girer. Daha sonra yavaş yavaş ilerler ve beyne ulaşır. Hastalığın ancak kuluçka döneminde uygulanan koruyucu tedavisi oldukça başarılı sonuçlar verir. Bu yüzden kuduz artık eskisi gibi korkutucu hastalıklar arasında değildir. Hastalığın bulaşmış olduğu düşünülen kişilere vakit kaybedilmeden aşı yada bağışıklık serumu uygulanır. Koruyucu tedavinin amacı budur. Etkisi zayıflatılmış kuduz virüslerinin hayvanlara aşılanmasıyla ve hayvanların kan serumunun insanlara sışırnga edilmesiyle hayvanın kanında bulunan antikorlar kuluçka döneminde virüsleri öldürerek insanları ölümden kurtarır.

Hepatit B:

Hepatit B, karaciğer iltihabı anlamına gelen hepatit hastalığının etkeni olan virüslerden bir tanesidir. Meydana getirdiği hastalık, çok ağır sonuçlara neden olabilmektedir. Bu virüs esas olarak karaciğere yerleşir, orada çoğalır ve zamanla karaciğeri tahrip edecek boyutlara ulaşabilir. Hepatit B, kan yoluyla ve sıklıkla yakın temasla (Kan dışındaki vücut sıvıları: tükürük, ter, cinsel organ sıvıları) bulaşır. Derideki bir çatlak yada açık yara ile temas eden bir damla kan yada tükürük bile hastalığın bulaşması için yeterli olabilmektedir.

Grip:

Grip virüsleri, genetik materyali RNA olan üst solunum yollarına etki eden virüslerdir. Grip, virüs enfeksiyonu olduğu için antibiyotikler tedavide işe yaramaz. Çünkü antibiyotikler yalnızca bakterilere karşı etki eder. Yaklaşık bir hafta içinde hastalık kendiliğinden iyileşecektir. Ancak doktora gitme ve 3-4 gün iyi dinlenmek gereklidir. Bol sıvı tüketilmesi’de salgıların rahatça dışarı atılmasını sağladığını iyileşmeyi hızlandırır. Virüs kaynaklı (viral) hastalıkların ve yeni virüs türlerinin ortaya çıkmasında farklı süreçler etkili olmaktadır. Bunlar arasında belki’de en hızlı gerçekleşeni mevcut virüslerin değişime uğramasıdır. Genetik materyali RNA olanların daha kolay değişime uğradığı bununla beraber DNA virüslerin’dede değişime uğramasıdır. Genetik Materyali RNA olanların daha kolay değişime uğradığı, bununla beraber DNA virüslerin’dede değişim saysının çok düşük olmadığı görülmektedir. Bu değişimler, aşı ile kazanılan yeni vrüsler için etkisiz kalmasına neden olmaktadır. Aşı olsak’da hasta olma ihtimalimizin yüksek olmasının nedeni, aşının bir önceki yılın virüslerine karşı geliştirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

AIDS/HIV:

Hıv (İnsan immüün Yetmezliği virüsü) insanlarda bağışıklık sistemini bozan AIDS’e neden olan bir virüstür. Bağışıklık sistemi bizi bakteri, virüs gibi mikroplardan ve kanser gibi hastalıklardan korur. HIV virüsü vücudun savunma gücünü zayıflatarak yıkmaktadır. Bu yüzden normal koşullarda tedavi edilebilen hastalıklar, vücudun savunma gücü zayıflamadığın’dan tedavi edilemez. AIDS virüsü insandan insana; kan ve kan ürünlerinden, cinsel temastan ve anneden – bebeğe geçiş olmak üzere üç yolla geçer. Henüz kesin bir aşı ve tedavisi geliştirilmemiş olan ölümle sonuçlanan ve gençler arasında büyük bir yaygınlık gösteren bu hastalıktan korunmanın tek yolu bilgi sahibi olmaktır. HIV bir çok vücut sıvısında bulunmasına rağmen sadece kan, kadın ve erkeğin cinsel salgıları ile bulaşabilmektedir. Dokunmak, el sıkışmak, sarılmak, aynı yerde oturmak, aynı banyoyu ve tuvaleti paylaşmak aynı tabağı, bardağı, çatalı, kaşığı kullanmak, aynı giysileri giymekle HIV bulaşmamaktadır.

Virüs Canlı mı? Cansız mı?

Virüslerin canlı olup olmadığı hala devam eden bir tartışma konusudur. Canlı organizmalar gibi protein ve genetik materyal içerirken, diğer taraftan metabolik aktivitelerinin olmaması onları canlı olarak değerlendirmemize engel olur. Virüsler beslenemez, büyüyemez, besin sindirimi ve oksijen kullanımı gerçekleştiremez. Aslında virüsler bağımsız bir organizma olarak aktif değillerdir. Virüsler yalnızca konakçı olarak adlandırılan canlı bir hücre içinde üreyebilir. Konakçılar, virüslerin içinde yaşadığı canlı organizmalardır.

Her virüs ancak belirli konakçı türlerinde canlılığa ait özellikler gösterebilir. Virüs konakçısını hücre zarındaki proteinler yardımıyla tanır. Bazı virüslerin konakçı sınırı genişken bazıları yalnızca bir tür canlıya özgüdür. Örneğin kuş gribi virüsü hem insanları hem kanatlıları; kuduz virüsü Rakun, kokarca.

Köpek ve insan gibi memelileri etkiler bazı virüsler ise dokulara özeldir. Örneğin grip virüsü yalnızca üst solunum yollarını etkilemektedir.

Share Button